Bir ailenin görünmeyen mimarı, çoğu zaman en simi, ama doygunluk
Ailede Güçlü Bağlar Kendinden Başlar: Önce Sen İyi Olacaksın
Bir ailenin görünmeyen mimarı, çoğu zaman en sessiz olandır. Herkesi toparlayan, düzeni ayarlayan, duygusal boşlukları kapatan… Ama kendi duygularını sessizce bir kenara koyan. Oysa ailede güçlü bağlar, kendini yok eden fedakârlıktan değil; kendine değer veren, iç huzurunu koruyan bir yetişkinden doğar. Çünkü evin gerçek enerjisi, o evde nefes alan yetişkinin ruhundan yayılır.
Aile dediğimiz şey, dışarıdan bakınca herkesin bir arada olduğu, sevginin paylaşıldığı bir çerçeve gibi görünür. Fakat gerçekte aile, iç dinamikleri en hızlı değişen sosyal yapıdır. Evdeki bir yorgunluk bile dengeleri etkiler; bir bakış, bir sessizlik, bir gülümseme tüm atmosferi değiştirir. Bu yüzden bir ailenin güçlü olması, herkesin birbirini sevmesinden öte, herkesin kendini koruyabilmesiyle başlar. Özellikle de yükü omuzlayan yetişkinin… genellikle de kadının.
Birçok kadın kendi iç sesini yıllarca duymadan yaşar. Çocukların ihtiyaçları, eşin beklentileri, evin düzeni, iş hayatının temposu derken, kendi ruhunun yıprandığını ancak gecenin sessizliğinde fark eder. Yatağa uzandığında bile zihni hâlâ çalışıyordur; planlar, sorumluluklar, ertesi günün koşturmaları… Hepsi bir şekilde omuzlarında durur. Bir süre sonra kadın kendini görünmez bir ağırlığın altında hissetmeye başlar. Ama bunu kimseye anlatmaz.
Çünkü yıllardır ona şu öğretilmiştir:
“Güçlü kadın her şeyi halleder.”
Ama kimse ona şunu söylememiştir:
“Güçlü kadın, kendini de koruyan kadındır.”
Bir ailede güçlü bağların var olması, kadınların kendini feda etmesiyle değil; sağlıklı bir yetişkinin sağlıklı sınırlar koymasıyla mümkündür. Kendi sınırını koruyabilen biri daha şefkatlidir, çünkü iç huzurundan verir. Tükenmiş biri ise aynı şefkati gösterirken bile içten içe kırılmaya başlar. Bu kırılma, önce küçücük gerginliklere dönüşür. Sonra sabırsızlığa, sonra sessiz öfkeye… Nihayetinde evin ruhuna yayılan bir ağırlık hâline gelir.
Bir annenin kendi iç dünyasında yaşadığı bu kopukluk, çocuk tarafından anında fark edilir. Çocuk hissetmek için kelimelere ihtiyaç duymaz; annenin ses tonundan, yürüyüşünden, bakışından, hatta odadaki havadan bile etkilenir. Bu yüzden “önce sen iyi olacaksın” sözü bencilliğin değil, sağlıklı ebeveynliğin ta kendisidir.
Kendine değer veren bir ebeveyn, “kusursuz olma” çabasını bırakır. Çünkü kusursuzluk sadece bir illüzyondur. Çocuğun ihtiyacı mükemmel bir anne değil; duygusal olarak sağlam durabilen bir annedir. Yorulduğunu söyleyebilen, kendine zaman ayıran, ihtiyaçlarını gözeten bir anne, çocuğuna şu mesajı verir:
“Ben değerliyim. Sen de değerlisin.”
Çünkü çocuklar, ebeveynin kendi hayatına nasıl davrandığını izleyerek büyür. Bir anne kendini ihmal ettikçe çocuğa şöyle öğretir:
“Benim ihtiyaçlarım bekleyebilir.”
Oysa tam tersi de mümkündür. Kendine özen gösteren bir anne, çocuğuna şunu öğretir:
“Benim değerim var. Senin de var.”
Ailede duygusal bağları güçlendiren şey, büyük anlar değil; günlük yaşamın içindeki küçük temaslardır. Bir çayın yanında edilen kısa bir sohbet, çocuğun anlattığı hikâyeyi gerçekten dinlemek, eşin gözlerine bakarak teşekkür etmek… Bunlar evin görünmez çimentosudur. Fakat bu çimentonun sağlam kalması için önce o evin “taşıyıcısı” olan kişinin ayakta kalması gerekir.
Kendine değer vermeyen biri, duygusal olarak eksilir. Bu eksiliş fark edilmeden yıllar içinde biriken bir ağırlığa dönüşür. Zamanla ilişkiler yorulur, iletişim incelir, beklentiler artar. Fakat kendine sahip çıkan biri, ailede sağlıklı bir düzenin temellerini atar. Çünkü sağlıklı birey, sağlıklı ilişki kurar.
Kendine bir fincan kahve koyup beş dakika sessiz oturmak bile evin enerjisini değiştirir. Çünkü o beş dakika, sadece bir mola değil; zihnin kendini toparlama fırsatıdır. O beş dakika, tüm günün duygusal tonunu belirler. Sen ne kadar dinginsen ev de o kadar dingin olur. Sen ne kadar huzurluysan çocuk da o kadar güvende hisseder.
Aile içindeki bağları güçlendirmek, bazen büyük değişiklikler gerektirmez. Bazen sadece kendine “Dur, nefes al.” demen yeter. Bazen sadece “Bugün ben iyi olmak için küçük bir şey yapacağım.” demek bile yapıyı değiştirir.
Çünkü gerçek değişim duvarda değil, ruhun içinde olur.
Bir evin atmosferi, içindeki insanın ruh hâlinin yansımasıdır. Kırgınlık dolaşırsa hava ağırlaşır. Sevgi dolaşırsa hafifler. Ama huzur dolaşırsa… işte o zaman aile gerçekten güçlenir. Çünkü huzur, bir evin en büyük servetidir.
Sonuç olarak, bir aileyi ayakta tutan görünmez omurga sensin. Ama bu omurganın güçlü olması için önce senin iyi olman gerekir. Kendine gösterdiğin her ilgi, yürüdüğün her adım, aldığın her nefes ailede yankı bulur. Sen kendine değer verdikçe ev daha sağlam olur. Sen kendini iyileştirdikçe bağlar daha sıkı olur.
Ve unutma Güneşiçiği…
Sen iyi olduğunda, ailen de iyi olur.
Sen ışığını açtığında, herkes daha net görür.
Sen kendini koruduğunda, ev gerçekten yuva olur.